Üç Renkli Sancağın Ruhunu Çizen Bilge: Ali Bey Hüseyinzâde
Tarih, kılıçla yazıldığı kadar kalemle, fikirle ve fırçayla da yazılır. Türk dünyasının uyanış çağında, hem Kafkasya'nın hem de Anadolu'nun kaderini aynı potada eriten, siyasetten sanata, tıptan edebiyata kadar her alanda bir deha olan Ali Bey Hüseyinzâde; yalnızca bir aydın değil, adeta Türk milletinin o karanlık devirlerdeki "Rönesans"ıydı.
Bir Felsefe, Üç Renk ve Bir Bayrak
Bugün Azerbaycan semalarında dalgalanan, Mehmet Emin Resulzade'nin "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez" diyerek göklere çektiği o muazzam bayrağın renkleri, tesadüfen seçilmemiştir. O bayrağın ardındaki ruh, Ali Bey Hüseyinzâde'nin sarsılmaz zekâsından doğmuştur.
O, Çarlık Rusyası'nın asimilasyon politikalarına ve cehalete karşı Türk milletinin kurtuluş reçetesini şu tarihi formülle yazdı: "Türkleşmek, İslamlaşmak, Avrupalılaşmak" (Bu formül daha sonra büyük Türkçü Ziya Gökalp tarafından "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" olarak Anadolu'ya taşınacaktır). Hüseyinzâde'ye göre Türk milleti; kanından ve milli benliğinden (Mavi) asla taviz vermemeli, inancını ve maneviyatını (Yeşil) korumalı, ancak aynı zamanda Batı'nın ilmini ve çağdaş medeniyetini (Kırmızı) alarak çağa hükmetmeliydi. İşte bu üçlü şuur, Kafkasya'da Türk'ün bağımsızlık bayrağına dönüşerek ebedileşti.
Tıbbiyeden İttihat ve Terakki'ye Uzanan Yol
Hüseyinzâde Ali Bey, St. Petersburg'da başladığı eğitimini İstanbul'da, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'de (Askeri Tıbbiye) tamamlayarak yüzbaşı rütbesiyle doktor oldu. Ancak o sadece bedenleri değil, çökmekte olan bir imparatorluğun hasta ruhunu da iyileştirmek niyetindeydi. Bu uğurda, Türk tarihine damga vuracak olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Onun için Anadolu ile Kafkasya'nın, İstanbul ile Bakü'nün kaderi birdi. O, sınırları aşan, Turan coğrafyasını tek bir kalp gibi attıran bir "Bütünleştirici" idi.
Füyuzat: Karanlıkta Yanan Fikir Meşalesi
1900'lerin başında Bakü'ye döndüğünde, kalemiyle Rus Çarlığına karşı devasa bir cephe açtı. Hayat gazetesi ve bilhassa Füyuzat dergisi etrafında topladığı Türk aydınlarıyla, dilde, fikirde ve işte birliğin temellerini attı. Türkçenin Rusça karşısında ezilmesine şiddetle karşı çıktı, ortak bir edebi Türk dilinin oluşturulması için mücadele verdi. Onun etrafında toplanan o genç nesil, sadece on yıl sonra Kafkas İslam Ordusu ile kucaklaşacak ve bağımsız Azerbaycan'ı kuracak olan nesildi.
Ressam, Doktor ve Ebedi Münevver
Zorlu siyasi mücadeleler, savaşlar ve sürgünler onu tekrar İstanbul'a getirdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde profesör olarak sayısız genç yetiştirdi. Aynı zamanda fırçasını da elinden hiç bırakmadı; tabloları müzeleri süsleyen usta bir ressamdı.
1940 yılında İstanbul'da hayata gözlerini yumduğunda, geride sadece tıp öğrencileri veya tablolar bırakmadı. O, zihinlerde devrim yapmış, sınırları silmiş ve Türk'ün çağdaş dünyada nasıl başı dik duracağının haritasını çizmişti. Ali Bey Hüseyinzâde; fırçasıyla Turan'ı resmeden, kalemiyle milleti dirilten ve "Üç Renkli Sancağın" manevi direği olan ölümsüz bir Türk bilgesi olarak Bozkırname'nin dijital hafızasında onurla yaşamaya devam edecektir.