Bozkırname Logo
Bozkırname Görsel
Azerbaycan

Gülüstan'ın Feryadı, İki Sahilin Gür Sesi: Bahtiyar Vahapzade

Tarih: 14 May 2026
Gülüstan'ın Feryadı, İki Sahilin Gür Sesi: Bahtiyar Vahapzade

Devletler yıkılıp ordular dağıldığında, bir milletin sığınabileceği son ve en sağlam kale onun dilidir, sanatıdır, şiiridir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin en acımasız asimilasyon yıllarında, Azerbaycan Türklerinin kimliğini, tarihini ve hürriyet davasını omuzlayan ak saçlı bir bilge sahneye çıktı: Bahtiyar Vahapzade... O, yalnızca kelimeleri ustaca dizen bir şair değil; komünist rejimin demir perdesini mısralarıyla delen bir halk kahramanı, Türk milletinin susturulamayan gür sesiydi.

Gülüstan: İkiye Bölünen Vatanın Ağıtı
Tarihler 1813'ü gösterdiğinde, Çarlık Rusyası ile Kaçar (İran) Devleti arasında imzalanan Gülüstan Antlaşması, Azerbaycan'ı Aras nehri sınır olmak üzere Kuzey ve Güney olarak acımasızca ikiye bölmüştü. Kardeş kardeşe, toprak toprağa hasret kalmıştı. Sovyet rejimi döneminde bu bölünmüşlükten bahsetmek, Aras'ın öte yakasındaki (Güney Azerbaycan/Tebriz) kardeşleri anmak büyük bir suçtu ve cezası ağırdı.

Ancak Vahapzade, 1959 yılında kaleme aldığı meşhur "Gülüstan" destanıyla bu yasağı yerle bir etti. O şiirde, kağıt üzerinde sınırlar çizenlere şöyle haykırıyordu:

"Bir kağıt üstünde, bir kalemle sen,
Böldün bir milleti, böldün ikiye!
Nehrin iki tayı kan ağlar bugün,
Senin o imzanı kim sayar, kim?"

Bu sarsıcı eser yüzünden Sovyet yönetimi tarafından "milliyetçilik" ve "bölücülük" ile suçlandı. 1962 yılında üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı, baskılara maruz kaldı. Ancak o geri adım atmadı; aksine bu destan, gizli gizli elden ele dolaşarak on binlerce gencin milli şuurunu ateşleyen bir manifestoya dönüştü.

Ana Dili: Asimilasyona Çekilen Çelik Set
Sovyet Rusya'nın en sinsi planı, Türk coğrafyalarında Rusçayı bir "elit ve medeniyet" dili olarak dayatıp, yerel dilleri unutturmaktı. Azerbaycan okullarında ve bürokrasisinde Rusçanın hakim kılındığı günlerde Vahapzade, edebiyatın kılıcını bu kez dil düşmanlarına karşı çekti. Yazdığı "Ana Dili" şiirinde, kendi öz dilinden utanıp Rusça konuşmaya özenenleri adeta kamçıladı:

"Dilim dilim ol, ey dil, öz dilini bilmesen,
Öz dilinde danışıp, öz dilinde gülmesen!"

Onun için Türkçe, sadece bir iletişim aracı değil; anaların ninnilerinden süzülüp gelen bir namus davasıydı. O, diline sahip çıkmanın, vatana sahip çıkmakla aynı şey olduğunu milletinin zihnine kazıdı.

Azadlık Meydanı ve Ak Saçlı Bilge
1980'lerin sonlarına gelindiğinde, Sovyet İmparatorluğu çatırdamaya başlamıştı. Ermenilerin Karabağ'daki işgal girişimlerine ve Sovyet Rusya'nın ikiyüzlü politikalarına karşı Azerbaycan Türkleri Bakü'de Azadlık Meydanı'na döküldüğünde, o milyonların en ön safında yine Bahtiyar Vahapzade vardı.

1990'daki "Kara Yanvar" (20 Ocak) katliamında Rus tankları Bakü sokaklarında sivilleri ezerken, o KGB'nin ve Rus generallerinin yüzüne karşı cinayetlerini haykıran, Ebulfez Elçibey ile omuz omuza bağımsızlık ateşi yakan öncülerden biri oldu. O günlerde meydanlarda okuduğu şiirler, kurşunlara karşı yürüyen halkın en büyük manevi zırhıydı.

Türkiye Sevdası ve Sonsuz Miras
Vahapzade'nin kalbi, tıpkı Elçibey, Resulzade ve Togan gibi her zaman Türkiye ile birlikte attı. "Bir ananın iki oğlu" diyerek nitelendirdiği Türkiye ve Azerbaycan'ın edebi köprüsünü kurdu. 2009 yılında aramızdan ayrıldığında, geride sadece onlarca kitap değil, uyandırılmış koca bir millet bıraktı.

Bahtiyar Vahapzade; diktatörlerin silahla susturamadığı, sürgünlerin unutturamadığı ve sınırların bölemediği o büyük Türk ruhunun, Bozkırname'de ebediyen yankılanacak asil bir feryadıdır.