Bozkırın Asil Kurdu: Ebulfez Elçibey ve İhanet Çemberi
Tarih, bazen makam ve güç için her şeyi feda edenleri, bazen de inandığı kutlu dava uğruna makamını elinin tersiyle itenleri yazar. Ebulfez Elçibey, şüphesiz ki ikinci grubun, yani makamı değil mefkureyi seçenlerin en parlak yıldızlarından biridir. O, sadece Azerbaycan'ın bağımsızlık ateşini yakan bir lider değil; kalbi Tanrı Dağları'ndan Anadolu'ya kadar uzanan geniş bir coğrafya için atan asil bir Bozkurt'tu.
Anadolu'dan Gelen Maya: Bir Vatan Sevdası
Elçibey'in damarlarında dolaşan o tavizsiz Türkçülük ruhunun kökleri, aslında çok derinlere, Anadolu'ya uzanır. Onun annesi Mehrinisa Hanım, Anadolu topraklarında doğmuş, daha sonra kaderin cilvesiyle Azerbaycan coğrafyasına göç etmiş bir Türk kadınıdır. Elçibey'in Türkiye'ye, Anadolu'ya olan o sarsılmaz ve hesapsız sevgisinin ardında yatan sırlardan biri de budur. O, Bakü'de Sovyet baskısı altında yaşarken bile, annesinden dinlediği Anadolu hikayeleriyle büyümüş, Türkiye'yi sadece bir müttefik değil, "Öz Gardaşı" olarak bellemiştir. Bu yüzden iktidara gelir gelmez ilk işi yönünü Moskova'ya değil, Ankara'ya dönmek olmuştur.
KGB Gölgesi ve Sovyet Enkazı
Elçibey'in en büyük talihsizliği, bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülkeyi, eski Sovyet alışkanlıklarından ve KGB kalıntılarından kurtarmaya çalışmasıydı. Ülkenin bürokrasisine, ordusuna ve istihbaratına onlarca yıl boyunca Moskova güdümündeki kadrolar, özellikle de KGB Generali Haydar Aliyev'in sistematiğinde yetişmiş isimler hakimdi. Elçibey gibi temiz, yolsuzluğa bulaşmamış, rüşveti reddeden ve hayatını sadece milletine adamış bir felsefeci, bu karanlık ağın (eski elitlerin) çıkarlarına ters düşüyordu. Onlar için devlet bir rant kapısıydı; Elçibey için ise devlet, Türk'ün sönmeyen ocağıydı.
Rusya'nın İntikamı ve Suret Hüseynov İhaneti
Elçibey'in Rus ordusunu, üslerini ve askerlerini Azerbaycan topraklarından tamamen çıkarma kararı alması, Moskova'da büyük bir öfkeyle karşılandı. Rusya, Kafkaslardaki bu Türk milliyetçisi lideri devirmek için içerideki piyonlarını harekete geçirdi. İşte bu noktada sahneye, Karabağ savaşında kendi başına buyruk bir milis gücü oluşturan Suret Hüseynov çıktı.
Hüseynov, Rusya'nın askeri istihbaratından (GRU) ve Gence'deki 104. Rus Hava İndirme Tümeni'nden devasa silah, tank ve mühimmat desteği aldı. Moskova'nın emri ve lojistik desteğiyle hareket eden Hüseynov, namluları Ermeni işgalcilere değil, doğrudan seçilmiş meşru lideri Elçibey'e çevirdi. Bu, Kafkaslarda oynanan ve tamamen Rusya'nın tezgahladığı kusursuz bir kumpastı. Rusya, kendi çıkarlarına hizmet edecek eski Sovyet zihniyetini (Aliyevleri) tekrar başa getirmek için Hüseynov'un bu silahlı isyanını bir koçbaşı olarak kullandı.
Kardeş Kanı Dökülmesin Diye...
Suret Hüseynov'un ağır silahlarla Bakü'ye yürüdüğü o karanlık günlerde, Elçibey'in önünde iki seçenek vardı: Ya etrafındaki sadık birliklerle Bakü sokaklarında kendi vatandaşıyla çatışacak ve ülkeyi kan gölüne çevirecekti, ya da o asil duruşunu sergileyip çekilecekti.
O, "Benim için en büyük felaket, bir Türk'ün kanının bir başka Türk'ün elinden akmasıdır" diyerek, tarihin gördüğü en büyük fedakarlıklardan birini yaptı. İktidarı, kan dökülmemesi uğruna terk edip doğduğu köye, Keleki'ye döndü. Elçibey makamı kaybetti ama Türk milletinin gönlündeki o sarsılmaz ve tertemiz tahtını ebediyen kazandı.
O, Rus tanklarıyla, KGB entrikalarıyla ve içerideki hainlerle devrilmiş olabilir. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda Suret Hüseynov ihanetle anılırken, Ebulfez Elçibey Türk dünyasının sönmeyen bir meşalesi olarak milyonlarca gencin kalbinde yaşamaya devam etmektedir.